Oops! It appears that you have disabled your Javascript. In order for you to see this page as it is meant to appear, we ask that you please re-enable your Javascript!
Yeni ProgramlarımızYeni Konferanslarımız

En Çok Bisiklet Olan Ada ve Hipokrat Kos Adası

(Bu makale Gelecek Turizmde Projesi Dünyalar Senin bloğunda yayınlanmıştır.)

Siz hiç balkon sandalyesinde oturup, fonda çalan “Büklüm Büklüm” şarkısı ile yurt dışına yolculuk yaptınız mı? İşte bu kadar yakın bir adaya gidiyoruz, haydi istikamet Kos yani İstanköy…

İster içinden bisiklet geçen ada diye adlandırın, ister bisikletlerin üzerine kurulu ada diye,  bir gerçek var ki Kos adası benim hayatımda en çok bisikleti bir arada gördüğüm ada. Çeşit çeşit, renk renk, iki kişilik, üç kişilik, arkasında ayrı bir bölümü olan, elektrikli, hafif, ağır, yeni, eski her çeşit bisiklet var hem de her köşe başında hangisini isterseniz.

Hipokrat’ın adasına hoş geldiniz…

Büyük İskender zamanında ganimetlerin saklanması için depo olarak kullanılan bu yeşil ada tarihte pek çok olaya da tanıklık etmiş. Adanın hemen girişinde bulunan kaleyi, Rodos Şövalyeleri kendilerini Osmanlı akınlarından korumak için kullanırlarmış.

Kos 12 adanın en büyüklerinden biri, Bodrum’a çok yakın. Lampi kumsalında güneşlenirken Bodrum’un beyaz evlerini görebiliyor, 40 dakikada adaya ulaşabiliyor hatta telefon şebekenizi değiştirmeden görüşme yapabiliyorsunuz. Kos bir o kadar bizden bir ada.

Adanın hemen her noktasında Osmanlı ve İtalyan izlerini görmek mümkün. Ada 1912 yılına kadar Osmanlı İmparatorluğu’nun, 1912 yılında İtalyanlara geçiyor ve 1948 yılında Yunanlıların oluyor.

Adada 3000’e yakın Türk yaşıyor hatta merkeze 1 km uzaklıkta bulunan Germe bir Türk köyü. Germe’de Türk adalıların anılarını dinlerken Türk kahvenizi keyifle içebilirsiniz.

Kos ulaşımda örnek bir ada. Sorumlu turistler ulaşımda bisikletleri çok yoğun kullanarak çevreyi koruyor ve adanın bozulmasını önlüyorlar.

Kos Adası Hipokrat'ın memleketi. Tıbbın babası, Hipokrat yemininin kaynağı. Hipokrat M.Ö. 460 yılında Kos’ta dünyaya gelmiştir. Anadolu’yu gezip sonra adaya dönmüş ve mesleğine devam etmiştir. Adada en çok kendi adıyla anılan meydandaki ağaç ile özdeşleştirilmiş. Adaya gelen herkes mutlaka ağacı ziyaret ediyor ve şehir efsanesini dinliyor. Şehir efsanesi diyorum çünkü bu ağacın altında Hipokrat’ın öğrencilerine ders verdiği anlatılıyor, bu tarih 2400 yıl önceye denk geliyor. Ağaç ise 570 yaşında.

Hipokrat ağacının hemen arkasında bir Osmanlı şadırvanı ve Loziya Camisi bulunuyor. İşte bu noktada üzücü bir manzara ile karşılıyorsunuz. Loziya Camisi çok bakımsız ve harap durumda. Çevresi korunmamış ve adeta terk edilmiş. Aynı şekilde meydanda bulunan Defterdar Camisi’nin altında sonradan eklenmiş pek çok demir kepenkli dükkân ve kafeler var. Keşke olduğu gibi korunsaydı ve pırıl pırıl karşımızda dursaydı dedirtiyor insana.

Hipokrat gerçekten de adanın en büyük turizm katkısı. Tıbbın babasının burada doğup yaşamış olması adayı ziyaret edenlerin çok ilgisini çekiyor. Bu nedenle Hipokrat temalı çok sayıda hediyelik eşya ve kitap var. Hatta halen dünyanın pek çok farklı yerinden doktorlar adaya gelerek yeminlerini tekrarlıyor, ağacın çevresindeki kahvelerde birbirleri ile tıp sohbetleri yapıyorlar. Ada bu nedenle çok sayıda tıp kongresine de yıl içerisinde ev sahipliği yapıyor. Biliyor musunuz asırlar önce Hipokrat’ın söğüt yaprağından elde ettiği salisilin maddesi ile üretilen ilaçlar bugün romatizma ve migren gibi hastalıklara çare oluyor.

Bisiklet gerçekten de adayı gezmenin en keyifli, en sorumlu ve en ucuz yolu. Bisiklete özel yollar adanın her yerinde var. Hatta öncelik de bisikletlerde. Yaya olarak kaldırımda yürürken dikkatli olmak gerekiyor, farkında olmadan bisiklet yolundan yürüyebilirsiniz. Tabii burada bisiklet kiralarken unutmamak gereken püf noktaları var. Eğlenceli ve keyifli olur, aynı zamanda da iş bölümü yaparız düşüncesi ile bizim gibi iki kişilik bisiklet kiralarsanız aman yola çıkmadan bisikleti bir tartın. 50 kg’lık demir bisikletimizle sadece 3 km dayanabildikten sonra son gücümüzle bisiklet kiraladığımız noktaya dönebildik. Sonra ne olduğunu merak ediyor musunuz? Dizlerinde derman kalmayan biz, elektrikli bisikletin dayanılmaz hafifliği ile uçarak Tigayi’ye vardık.

Size göre keyifli günün anlamı nedir bilemem ama işte birkaç keyif alternatifi,

Kahve içip, alışveriş yapan, ağaç altında dinlenip kitap okuyan gezgin: Adanın merkezinde kal, cıvıl cıvıl dar sokakları gez, sünger, sabun, seramik tasarım objeler al. Mini tren ile kısa, bununla beraber sevimli bir ada turuna katıl, frappuccino içmeyi unutma.

Okulda iken tarih kitaplarını yanından ayırmayan, büyüyüp gezmeye başladığında her antik tiyatroda basamaklarda fotoğrafı olan, seyahati öncesi bölgeyi, orada yaşamış kahramanları, bilim adamlarını, sanatçıları araştıran gezgin: Hipokrat’ı oku, araştır ve mutlaka merkeze 4 km uzaklıktaki Asklepion’u ziyaret ederek antik hastane ve tarihi kalıntıları gör. Yolda giderken Osmanlı mezarlıklarını da göreceksin hatta tüm bu bölgeye sahilden kalkan mini trenle de gidebilir keyifli bir yoldan, ağaçların serinliğinde ulaşabilir, tren turu sorasında Türk mahallesi Platini’yi de görebilirsin.

Yüzmeyi, dalmayı, güneşlenmeyi, öğlen yemeğinde cacık ve kalamar yemeyi seven gezgin:Bisiklet kirala, şehir merkezine yakın kumsalları tercih et, mesela Lampi olabilir. Çok rahat ulaşır, özel bisiklet yolunun keyfini yaşar, günden bir o kadar çok faydalanırsın. Yorulmam bisiklet sürerim biraz daha uzağa giderim diyenler için doğru adres Tigaki. Kos merkeze 10 km uzaklıktaki Tigaki’ye dağ kekiği kokuları arasından, yerel çiftlikleri ve tarlaları görerek ulaşabilirsin.

Şehirden uzaklaşmayı, keşfetmeyi, fotoğraf çekmeyi, kumsalları puanlamayı ve tatil dönüşü gezi yazıları yazmayı seven gezgin: Uzun mesafe sürmeye alışıksan bisiklet ile, alışık değilsen araba ile Kefalos’a gitmeli plajdan yüzerek ünlü Agia İoannis manastırına ulaşmalı ve unutulmaz yüzme deneyimini yaşamalısın. Ya da eskiden küçük bir balıkçı kasabası olan Kardemena’ya doğru bir yolculuk yapmalı ünlü Paradise Kumsalı’na uğramalı kilometrelerce uzun ve bembeyaz kumlara uzanmalısın.

Denize girmesem de olur, doğayı keşfetmeli, manzara izlemeli, keyifli bir yemek yemeliyim tabii bol bol fotoğraf çekmeli sosyal medyada Zorba müziği fonuyla 15 sn’lik kısa filmler paylaşmalıyım diyen gezgin: O zaman doğru Zia Köyü’ne. Dağın tepesinde güneşin batışını izlemek, seramik atölyelerinden alışveriş yapmak, taze peynirli ünlü Yunan salatasının tadına bakmak ve manzaraya doymak isteyenler buraya…

Her gün bir kumsal diyen, yanık ten seven, denizden topladığı taşları biriktiren, illaki deniz, kum olsun başka bir şey istemem otele de akşam sekizden önce gitmem diyen gezgin: O zaman Tigaki, Lampi, Kefalos, Kardemena, Mastichari, kuzeyde bulunan Marmari ki burada akşam yemeğe de kalabilir ve deniz sonrası Yunan Tavernalarının tadını çıkartabilirsin ve finali de dönmeden bir gün önce kendini dinlendirmek için dağdan akan ve deniz dökülen sıcak termal suyun bulunduğu Therma Sahili’nde yapabilirsin. Bu arada bol bol taze deniz ürünlerinin tadına varabilir, serin sularda yüzebilirsin.

Adada çok sayıda genç ve Avrupalı öğrenciye rastlamak mümkün. Gençler genellikle okul gezisi ile geliyor, toplu halde merkezde bulunan otellerde konaklıyor, gündüz bisiklet kiralıyor ve sahilleri keşfediyor geceleri ise eğleniyorlar. Kos eğlenceli ve bir o kadar da sakin bir ada. Siz nasıl tercih ederseniz adayı o şekilde yaşarsınız.

İşte size Kos için çalışan, üreten, sağlıklı yaşam için hayatını tekrar kurgulamış ve her şeye yeni baştan başlamış bir Kos’lunun hikâyesi. Eh ne de olsa her güzel yolculuğun bir hikâyesi, bir de kahramanı olmalı. Üstelik bizim hikâyemizin kahramanı gerçek, kendisini bulabilir ve saatler süren sohbetine katılabilirsiniz. İşte Nikitas ve onun sağlık vadeden baharat dükkânı Mantzonia… Eski şehirde Filita 7 numara diye sormanız yeterli.

Nikitas’ın karşı yakada pek çok Türk arkadaşı var, arada gidip geliyor. Eskiden belediyede memurmuş bir gün sürekli aynı işi yaptığını, oksijensiz ortamda çalıştığını, yaşının ilerlediğini ve spor yapamadığını fark eden Nikitas o gün işini bırakıyor ve eskiden beri meraklı olduğu doğal otları, baharatları ve bu konudaki engin bilgisini paylaşabileceği küçük ve sevimli dükkânını açıyor. Kendini spora adıyor, bir çizelgesi var her gün düzenli farklı sporlar yapıyor böylece vücudunu şaşırttığını ve daha sağlıklı olduğunu anlatıyor. Her otu, her baharatı, çeşit çeşit tuzu biberi, balı, çiçeği tanıyor yüzlerce faydasını anlatıyor. Nikitas yürüyen ansiklopedi gibi ben daha fazla anlatmayayım, siz ziyaret edin tanıyın. Biraz konuşkan bir o kadar samimi.

Tütsülenmiş paprikasını almadan ayrılmayın… İşte sorumlu turiste rehber sorumlu adalı dostumuz…

Waffle yapmakta çok başarılı olan ada, kuruyemiş konusunda biraz çalışmalı.

Bisiklet konusunda çok ileri seviyeye gelmiş olan ada bu konuda diğer adalara örnek olmalı, atv sayısını biraz azaltmalı.

Kumsalların temizliği, butik otellerin sessizliği, balıkların tazeliği konusunda sınıfı geçen ada, sürdürülebilirlik konusunda daha fazla proje yürütmeli, tarihi eserlere sahip çıkmalı ve korumalı.

Adaya veda etmeden 2.400 yıl önce geleceğin önemini, doğanın yüceliğini ve insanı sevmenin korumanın bilgeliğini keşfeden Hipokrat’a kulak verelim.

Tıbbın babası diyor ki;

Doğa, aşırıya kaçan her şeye karşı çıkar.

Ve ona göre yaşamın ve tıbbın ilk kuralı “Primum non nocere” yani

“Önce zɑrɑr verme!”

Biz de diyoruz ki;

Sorumlu Turist, çevre dostu ulaşımı tercih eder.

Çünkü kendisi yol alırken doğanın yok olmasına izin vermez.

Bol bisikletli günler…

Sevgiyle ve adada kalın…

BAŞA DÖN